19 Mart 2017 Pazar

Değerli kardeşlerim Ben ertuğrul mustafa demirözcan:









SWEDEN WORLD MARITIME UNİVERSİTY de öğretim görevlisi olarak görev yaptım Daha sonra Norveçli Türkolog olaf Johansen
ile tanıştım 25 yıl  ona asistanlık yaptım Antropolog ve yan dal Türkolog 50 yıl a kadar Orta Asya da kafkaslarda araştırma
lar yapmış binlerce belge meteryal binlerce tarihi belge toplamış Türk kavimleri göç yolları kitabını yazmış ve ayrıca
Arjantin şili brezilya gibi Güney Amerika ülkelerinde araştırma yapmış bu -ülkelerin büyük bir çoğunluğunun türk kökenli
olduğunu ortaya koymuş bilhassa indios diye anılan kızıl derililerin büyük bir çoğunluğunun Türk soylu olduğunu ispat etmiştir
çerkes kavimleri ile ilgili yaptığı araştırmalarda çerkes bölgelerinde yaptığı araştırmalarda çerkeslerinde Türk kavimlerinden
olduğunu kulanılan silah motifler ve mezar ritüelleri Türklerile aynı olduğunu ortaya koymuş bu 15 bin yıllık Türk kültür
ve medeniyetinin içinde büyük katkısı olan çerkes türk kavvimleri olduğunu belgeler ile ortaya koymuştur biz karaçaylar ile
yaptığı araştırmalarda hun kökenli olduğumuzu ortaya koymuş ve karaçaylar Attillanın torunlarıdır demiş 400.yüz yıldan  başla
yarak 600ç.yüz yıl sonlarına kadar Türkler ve çerkesler birlikte yaşamışlar birlikte göç etmişler ve türk soylu kavimlerden
olduğunu ortaya koymuştur
DÜNYA TÜRKLERİ KONGRESİ STRATEJİK ARAŞTIRMA MERKEZİ:










TÜM TÜRK SOYLARI ARAŞTIRMA MERKEZİ:






Değerli Türkmilleti İktidar dünya Türkleri kongresinden korkmaktadır neden diyecek olursanız sayfalarmız engellenmekte
sesisimiz kısılmak istenmektedir çünki bütün dünya üzerine dağılmış  milyonlarca türk e ulaştık ve gerçek Türk tarihini
anlattık ve Türklüğü ayağa kaldırdık Türk ekonomik birliğini anlattık projeler ürettik iktidar bundan raqhatsız olmuştur
5.milyon 259 bin kişinin bize destek vermesi ve bu destek Arjantin den brezilya dan macaristan dan polonya dan heryerden
destek gelince sayfalarımızı dünya eklemeye başlıyınca korkuya kapıldılar ve goog+dahil bütün sayfalarımız askıya alındı sesimizi
genede duyurmaya devam ediyoruz allah hayırlara vesile kılsın

17 Mart 2017 Cuma


Dünya Türkleri Kongresi
Ertuğrul Yok Demirözcan tarafından paylaşıldı23 dk.
Çanakkale Savaşı veya Çanakkale Muharebeleri, I. Dünya Savaşı sırasında 1915–1916 yılları arasında Gelibolu Yarımadası'nda Osmanlı İmparatorluğu ile İtilaf Devletleri arasında yapılan deniz ve kara muharebeleridir.[9] İtilaf Devletleri; Osmanlı İmparatorluğu'nun başkenti İstanbul'u alarak İstanbul ve Çanakkale boğazlarının kontrolünü ele geçirmek, Rusya'yla güvenli bir erzak tedarik ve askeri ikmal yolu açmak, başkent İstanbul′u zapt etmek suretiyle Almanya′nın müttefiklerinden birini savaş dışı bırakarak İttifak Devletlerini zayıflatmak amaçları ile ilk hedef olarak Çanakkale Boğazı'nı seçmişlerdir. Ancak saldırıları başarısız olmuş ve geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Kara ve deniz savaşı sonucunda iki taraf da çok ağır kayıplar vermiştir.
Osmanlı İmparatorluğu, Almanya'nın Rusya'ya savaş ilan ettiğı 1 Ağustos 1914'ün hemen ertesi günü, Almanya ile bir ittifak antlaşması imzalamıştır. Bu antlaşma, imparatorluğun eninde sonunda Almanya'nın ana gücünü oluşturduğu İttifak Devletleri safında fiilen savaşa gireceği anlamına gelmektedir. Enver Paşa, fiilen savaşa girmeyi, seferberliğin tamamlanmamış olması ve Çanakkale Boğazı savunmasının tamamlanmaması gibi gerekçelerle ertelemeye çalışmıştır. Ancak Almanya, bir an önce savaşa fiilen girilmesi için baskılarını sürdürmüştür. Bu baskılar, Akdeniz'de Britanya donanması önünden çekilen Goeben ve Breslau savaş gemilerinin İstanbul'a gelmesiyle bir oldu bittiye getirilmişti. Daha sonra Osmanlı Donanması'na bağlı bir grup gemiyle Karadeniz'e açılan bu gemiler 27 Ekim 1914 tarihinde Rus limanlarını bombalayınca Rusya, Osmanlı İmparatorluğu'na savaş ilan etmiştir.
Birleşik Krallık Savaş Konseyi sektereri Albay Hankey Winston Churchill 'in de desteğiyle, 1914 yılı Eylül ayında Çanakkale Boğazı'nın donanmayla geçilerek İstanbul'un işgalini öngören bir planı savaş konseyine sunmuştur.[7]. Plan, çeşitli evrelerden geçerek uygulamaya kondu ve Birleşik Krallık ve Fransa gemilerinden oluşan bir donanmanın Boğaz'a geniş çaplı saldırıları 1915 Şubat ayında başlatıldı. Özellikle 19 Şubat 1915 ve 25 Şubat 1915 bombardımanları sonucu Müstahkem Mevki Komutanı Cevat Çobanlı giriş tabyalarının geri hatta çekilmesi emrini uygulatmıştır. En güçlü saldırı ise 18 Mart 1915 günü uygulamaya konuldu. Ancak Birleşik Donanma ağır kayıplara uğradı ve deniz harekatından vazgeçmek zorunda kalındı.
Deniz harekatıyla İstanbul'a ulaşılamayacağı anlaşılınca bir kara harekatıyla Çanakkale Boğazı'ndaki Osmanlı sahil topçu bataryalarını ele geçirmek planı gündeme getirilmiştir. Bu plan çerçevesinde hazırlanan Britanya ve Fransa kuvvetleri 25 Nisan 1915 şafağında Gelibolu Yarımadası'nın güneyinde beş noktada karaya çıkarılmıştır. Britanya ve Fransa çıkarma kuvvetleri her ne kadar Seddülbahir ve Arıburnu sahillerinde köprübaşları oluşturmayı başardılarsa da Osmanlı kuvvetlerinin inatçı savunmaları ve zaman zaman giriştikleri karşı taarruzlar sonucunda Gelibolu Yarımadası'nı işgalde başarılı olamadılar. Bunun üzerine sahildeki kuvvetler takviye edilmek için Arıburnu'nun kuzeyinde Suvla Koyu'na 6 Ağustos 1915 tarihinde yeni kuvvetlerle bir üçüncü çıkarma yapılmıştır. Ancak 9 Ağustos'ta Kurmay Albay Mustafa Kemal'in Birinci Anafartalar Muharebesi olarak bilinen karşı taarruzunda İngiliz Komutanlığı ihtiyat tümenini ateş hattına sürerek sahilde tutunmayı ancak başarabilmiştir. Mustafa Kemal ertesi gün Kocaçimentepe – Conk Bayırı hattında yeni bir karşı taarruz gerçekleştirmişti, bu hattaki Anzak birliklerini de geri atmıştır. Britanya ve Anzak kuvvetlerinin İkinci Anafartalar Muharebesi olarak bilinen genel taarruzları ise Osmanlı savunmasını aşamamıştır. Tüm bu gelişmelerin sonrasında İngiliz, Anzak ve Fransız kuvvetleri Gelibolu Yarımadasını 1915 yılı Aralık ayı içinde tahliye etmiştir.İşte Türk milleti Çanakkale,de cehennemi mahşeri yaşamıştır içerdeki ve dışardaki düşmana gene cehennemi mahşeri yaşatatacak güçtedir Allah hayırlara vesile kılsın

16 Mart 2017 Perşembe

Değerli Türk milleti:
Türkçülük bir akım veya ırkçılık değildir Türklük 15 bin yıllık bir kültür ve medeniyettir Türkiye bu bilgilerden yoksundur Türk Tarihinin belirli bir bölüme kadar olanı bilmektedir Türklüğün medeniyet ve kültürü hakkında doğru dürüst bir bilgi Türkiyede mevcut değildir 15 bin yıllık kültür içinde heykel,resim,yazı,beyin ameliyatı mumyalama teknikleri yapılan ilk pramit bugün çin toprakları içindedir Atel ile aydınlanma gibi dünyanın hizmetine sunduğu bilinen bu kültür kayıtlara geçmiş belgelenmiş ve üniverste lerde bulunmaktadır Türklük ile ilgili çalışma buluş belgelendirme merhum Norveç li Türkolog olaf johansen tarafından gerek saha gerek alan araştırmalarında ortaya konulmuştur Türkiye de kendilerini ayrı bir ırk olarak tanımlayan çerkes kardeşlerimin büyük bir bölümünün Türk olduklarını ortaya koymuş bulduğu belge ve meteryallar ile de ortaya koymuştur bugün Türkiye de kimler biliyordu ki Arjantin,in ve brezilyanın türk soylu olduklarını

15 Mart 2017 Çarşamba

Türk Göçleri ve Sonuçları
Göçlerin Nedenleri
İklim koşullarının değişmesine bağlı olarak meydana gelen kuraklık, artan nüfusa mevcut toprakların yetmemesi ve bu gelişmelerin sonucunda bölgede geçim sıkıntısının ortaya çıkması
Türk boyları arasındaki siyasal anlaşmazlıklardan dolayı ortaya çıkan savaşlar
Dış baskılardan (Çin, Kitan ve Moğol) dolayı Türklerin bağımsızlıklarını kaybetmek istememeleri
Salgın hayvan hastalıkları ve otlakların yetersiz hale gelmesi
Göçlerin Sonuçları
Orta Asya kültür ve medeniyeti dünyanın değişik yerlerine yayılmıştır.
Orta Asya’da kalan boylar Hunların yönetiminde ilk Türk devletini kurmuşlardır.
Farklı bölgelerde Türk devletleri kurulmuştur.
Batıya giden Türkler, Kavimler Göçü’nü başlatmışlardır.
Türkler değişik kültür çevreleriyle etkileşim içine girmişlerdir.
Türklerin çok çeşitli bölgelere yayılması, Türk tarihinin bir bütün halinde incelenmesini engellemiştir.
Türklerin atı evçilleştirmeleri ve tekerleği kullanmaları çok uzak bölgelere göç etmelerine yardımcı olmuştur.
İlk Türk Devletleri
1. Asya Hun İmparatorluğu
Kuruldukları tarih kesin olarak bilinmeyen Hunlar hakkında Çinlilerin verdiği bilgiler M.Ö. I. Bin yılın başlarına kadar uzanır.

M.Ö. III. yüzyılın ikinci yarısında Hunlar, Çinlilere karşı büyük bir güç haline gelmişlerdir. Çinliler, Hun akınlarına engel olabilmek için kuzey sınırlarında bir duvar örmeye başlamışlardır. Bugün “Çin Seddi” diye bildiğimiz bu duvar M.Ö. 214 yılında tamamlanmıştır.
Çinlilerle mücadele eden Mete Han’ın asıl düşüncesi, Çin’i etkisiz hale getirmekti. Çin’i yıllık vergiye bağlayan Mete, gücünün sembolü olarak Çinli bir prensesle evlenmiştir.
Kalabalık Çin nüfusu içerisinde Türklerin asimile olmasından çekinen Mete, Çinlilerle Antlaşma yapmış ve onlarla dost kalmayı tercih etmiştir.
Mete Han’dan sonra Hunlar zayıflamıştır. Bu dönemde, Çinlilerin propagandasıyla Hun beyleri birbirine düşmüştür. Mete’nin ölümünden sonra zayıflayan Hunlar, önce Doğu ve Batı olarak sonra da Güney ve Kuzey olarak parçalanmışlardır.
Kavimler Göçü
Aral gölü çevresinde toplanan Hun boyları Orta Asya’daki Çin baskısı ve kuraklık yüzünden IV. yüzyılın ortalarından itibaren batıya doğru göç ederek barbar kavimleri Roma İmparatorluğu üzerine saldırmaları sonucu Kavimler göçü olmuştur (375).
Kavimler Göçü’nün Sonuçları
Roma İmparatorluğu ikiye ayrılmıştır (395).
Batı Roma İmparatorluğu yıkılmıştır (476).
Avrupa’da yeni milletler ortaya çıkmış ve yeni devletler kurulmuştur. Böylece Avrupa’nın günümüze kadar gelen etnik yapısı oluşmuştur.
İlkçağ’ın sonu Ortaçağ’ın başlangıcı kabul edilmiştir.
Feodalite (Derebeylik) rejimi ortaya çıkmıştır.
Hristiyanlık barbar kavimler arasında yayılmıştır.
2. Göktürk Devleti (552 - 630)
Göktürkler Türk adıyla kurulan ilk devlettir. Başkentleri Ötüken, ilk hükümdarları Bumin Kağan’dır.
Ülkenin batısını yöneten İstemi Yabgu batı yönünde fetih hareketlerinde bulunmuş, Akhunlara karşı Sasanilerle birleşmiş ve bu devletin toprakları Göktürkler ile Sasaniler arasında paylaşılmıştır. Çinlilerin Göktürk Devleti’ni içişlerine karışması sonucunda 582 tarihinde ülke ikiye ayrılmıştır.
Doğu Göktürkleri 630 yılında, Batı Göktürkleri ise 659 yılında Çin egemenliğine girerek yıkılmışlardır.
3. Kutluk Devleti (682 - 745)
Kutluk Devleti’nin en güçlü olduğu dönemler Bilge Kağan ve kardeşi Kül Tiğin dönemleri olmuştur. Vezir Tonyukuk ise danışman olarak Kutluk Devleti’nin siyasetinde önemli rol oynamıştır.
Bilge Kağan öldükten sonra Kutluk Devleti’nde iç karışıklıklar başlamıştır. Basmil, Karluk ve Uygur Türkleri Kutluk Devleti’ne son vermişlerdir.
4. Uygur Devleti (745 - 840)
Doğu Türkistan’a yerleşen Uygurlar, diğer Türk boylarını egemenlikleri altına aldılar. Uygurların en önemli özelliği yerleşik hayatı benimseyen ilk Türk toplumu olmalarıdır. Bu nedenle tarım, sanat ve ticarette ilerlemişlerdir. Mani dinine ait tapınaklar yaparak mimaride gelişme göstermişlerdir.
Uygurlar, XIII. yüzyılda Cengiz Han’ın egemenliğini kabul etmişlerdir. Bundan sonra Moğollar Uygur Türklerini önemli görevlere getirmişlerdir. Uygur yazısı, Moğolların da yazısı olmuştur. Uygurlar, diğer Türk toplulukları ile birlikte Moğolların Türkleşmesinde önemli rol oynamışlardır. Çağatay ve Özbek Türkleri bu şekilde ortaya çıkmıştır.
İlk Türk Devletlerinde Kültür ve Medeniyet
Devlet Yönetimi
Türklerde hükümdarlar ülkeyi törelere, gelenek ve göreneklere göre yönetirlerdi. Hükümdarların görevi dağınık boyları toplamak, halkın ihtiyaçlarını gidermek, toplumda Adalet ve eşitliği sağlamak, halkın huzur ve güvenini sağlamaktı.
Türklerde iktidarı ve hükümdarı kontrol eden, savaş ve barış gibi konularda devleti ilgilendiren önemli konuları görüşen ve kurultay adı verilen bir meclis bulunuyordu.
Bazı Türk hükümdarları kurultayın aldığı kararların bir kısmını uygulamamıştır. Bu durum kurultayın danışma meclisine benzediğini göstermektedir.
Eski Türklerde, devlet yönetme görevinin Hükümdarlara tanrı tarafından verildiğine olan inanç halkın Hakan’a mutlak bağlılığını sağlamıştır. Osmanlılara kadar Türk devletlerinde “Ülke toprakları hükümdar ailesinin ortak malıdır.” anlayışı devam etmiştir.
Bu uygulamanın sonuçları şunlardır:
Aile üyeleri arasında sık sık taht kavgaları yaşanmıştır.
Türk devletleri kısa sürede parçalanmış ve yıkılmıştır. Ayrıca irili ufaklı birçok devletin kurulmasına neden olmuştur.
İç mücadeleler Türk devletlerinin zayıflamasına ve dış müdahalelere ortam hazırlamıştır.
Ordu
Türk devletlerinde hemen her Türk savaşa hazır durumda olduğundan, Askerlik özel bir meslek sayılmazdı. Türk ordusunun temeli, atlı askerlerden meydana gelmiştir. Düzenli ve disiplinli ilk Türk ordusunun kurucusu Mete Han’dır. Mete Han, Türk ordusunu “onlu sisteme” göre teşkilatlandırmıştır (Onbaşı, Yüzbaşı, Binbaşı ve Tümenbaşı gibi).
Hukuk
Eski Türklerde yazılı hukuk yoktu. Türklerin âdet, gelenek ve göreneklerinden oluşan yazısız hukuka “töre” (türe) denilirdi. Bununla beraber, törenin anayasa niteliğinde, adalet, eşitlik ve iyilik gibi değişmez ilkeleri vardı.
Uygurlarla birlikte hukuk daha sağlam ve şekilci bir nitelik kazanmıştır. Ticaret hayatının gelişmesi, kişiler arasındaki ilişkilerin “kanıtlanabilir” nitelikte olmasını gerektirdiğinden yazılı ve tanıklı sözleşmeler önem kazanmıştır.
Türklerin ceza işlerinin kesin hükme bağlanması ve devlet tarafindan takip edilmesi toplumda ''kan gütme'' geleneğinide engellemiştir.
Din ve İnanış
Türklerde en eski din Göktanrı dinidir. Gökten başka bazı dağ, ırmak, vadi gibi varlıklarda bir takım gizli güçlerin bulunduğuna inanılırdı. Bu arada güneş ve Ay kutsal sayılmıştır. Eski Türklerde tanrı, sonsuzdur ve herhangi bir şekle sokulamaz. Bundan dolayı Türklerde putçuluk olmadığı gibi putları korumak için yapılan tapınaklar da yoktur.
Öldükten sonra dirilmeye inanan Hunlar, ölülerini günlük eşyalarıyla birlikte gömerlerdi. Türklerdeki tek Allah inancı ve yeniden dirilme düşüncesi Türklerin İslâm dinini kolaylıkla benimsemelerinde etkili olmuştur. Türkler Maniheizm, Budizm, Nasturizm (tabiatçılık), Musevilik, Hristiyanlık ve Müslümanlık gibi inançları kabul etmişlerdir.
Sosyal ve İktisadi Hayat
Hunlar ve Göktürkler dönemlerinde göçebe bir hayat süren halk çadırlarda yaşıyordu. Türklerin yaşadıkları coğrafi şartlar hayvancılık faaliyetlerini öne çıkarmıştır.
Türkler Uygurlar döneminde yerleşik hayata geçmişlerdir. Bu gelişmeler sonucunda Türklerde mimari gelişmiş, şehircilik ve şehir kültürü ortaya çıkmıştır.
Türk devletlerinde sosyal hayat sınıfsızdı. Başarılı olan bir kişi en üst görevlere kadar çıkabilirdi. Ayrıca Türklerde kölecilik anlayışı yayılmamıştır.
Elverişli bölgelerde tarım faaliyetleriyle uğraşılmıştır. Türkler arpa, Buğday ve darı gibi tahılları yetiştirmişlerdir.
Yenilgiye uğratılan ve egemenlik altına alınan ülkelerden alınan yıllık vergiler ve halktan toplanan vergiler Türk ekonomisine destek olmuştur.
Türkler yakın komşularıyla yoğun ticari ilişkilerde bulunmuşlar, ticaret yaptıkları ülkelere Canlı hayvan, konserve et, deri, kösele, kürk ve hayvani gıdalar satmışlardır.
Türklerin yaşadığı topraklardan geçen İpek ve Kürk Yolları Türk devletlerine önemli ölçüde gelir sağlamıştır.
İlginizi çekebilir.


Orta Asya Türk çöçleri ve Türk kavimlerinin ulaştığı ülkeler.


ve Güney Amerikaya kadar uzanmışlardır Arjantinde indios diye bilinen ve brasilya da yaşayan indios lar yani kızılderililer
türk soyludur

Batı,ya göçen Türk kavimleri Orta Avrupa ve Kuzey Avrupaya yerleşmişler dir Bugü finlandiya isveç ve kuzey emerika daki yerlilerin büyük bölümü türk so
DÜNYA TÜRKLERİ KONGRESİ STRATEJİK ARAŞTIRMA MERKEZİ:
KARAÇAY VE GAGAVUZ TÜRKLERİ ÇALIŞMA GURUBU:
Değerli Türk milleti bugün Alman parlementosu köln kentin de 1914-1915.Ermeni diasporo sunun isteği olan soykırım anıtı
dikmeye karar vermiş bugün Türkiye de 1914-1915 olaylarını nedenlerini sonuçlarını kim biliyor bileniniz varmı.1914
1915 Osmanlı döneminin sonu iç karışıklıkların işgalin yaşandığı bir dönem bu dönem içersin Osmanlı Ordusunu Alman
komutanlar yönetiyordu ve ermeni halk Doğu,da ve Güney Doğuda isyan çıkarmış Türk köylerini basıyor Toplu katliamlar
yapıyorlardı Taşnak ve hınçak ermeni çeteleri barbarca saldırıyor akla hayale gelmiyen işkenceler yapıyorlardı bu olaylardan
sonra Alman komutanlar padişaha tehçir olayanı anlatıyor ve ikna ediyorlar padişah bu tehcir olayını kabul ettiriyorlar
ve bundan sonra yerleşik ermeniler göç ettiriliyor bu göç esnaında büyükbir çoğunluğu salgın hastaııklardan bir bölümü de
göç kafilelerine saldırı yapan kürt çeteler tarafından öldürülüyorlar yani soykırım diye bir olay yoktur bu ermeni dias porosu
nun uydurduğu bir yalandır yani Bu tehcirin sorumlusu Almanlardır şimdi düşünüyorumda Almanya ile Aramız kötü olmasaydı
böyle birşey yaşanırmıydı bir referandum da evet çıkarmak için bu millete bu reva görülürmüydü işte referandum da evet çıksın
diye uygulanan politika gerilim politikası dır Allah sonumuzu hayır eylesin

14 Mart 2017 Salı

Turecko Światowy Kongres, ale terminowe Research Center:






Et Karaçay gagauski TURKS Regalis Societatis Londini.






Tribusra Incipio Azja Szelid Środkowa Turcarum ab initio migravit, ut quidam Auctores 400.yıl Turcologist Norweski Iohannis Johansen
Ostateczna wersja Temporanea et quod secundum 400.yıl coepit serotina doktryny ponderis continuatur 600.yıl 500.yıl
Tego Dokumentowania Suetia cum eves XX regressus Török Turcarum prope roku i hodie DZIAL migrauit hirdetés Occident Tribus
Etiam Europie hunlar sunt relique Tatarzy aedificavit Sicut et Migration Populorum Turcarum Gent,
Quid in gardzieli pervenerit mobilnej Bering Meridionalis csinálni Ameryka Ameryka eos et inde XV mille anni
Hungariae, Poloniae tureckiej Historii ignota realistycznej realisty est est origo viventis w saecula buggin
DC Decies sunt et Fratres communis Turcarum porc religione, sed ut nostra Patrz Neola
Si non sunt consanguinei Svédország Dr. Fráter Ki Nostrum probavimus, sed licet Turcarum Cognito Svédország
XV Milia annorum nie sciunt tureckiej humanitarnych Cultus nostri możliwości hic Fráter Fráter Argentyna US Polska
Brasilia Fráter panaceum Wieczorek quaerere Török missionis prowadzone Urzędu Melius Cywilna w Nostra Kultúra
Orr plemię vivunt samochód ipsum secundum diem auctor